ertuğrul söyler

Sonbahar

Günlük Yorum kısmına uç

Ressam, eserin son halini hayalinde canlandırdığı vakit, yaptığı iş uzadıkça uzar. Maddeyle ruhun karışımı kolay değildir, gölgeler ne parlaktır nede karanlık. Belki bu yüzden başıboş gezintilerim daha kısa sürmüştür. Hedefin varlığı beyni öylesine meşgul eder ki kaygan taşların üstünde adım atmaya çalışırken insan pürüzsüz bir yerde yürüyormuş hissine kapılır. Serbest gezintiler ise karabasanlarla doludur, aklınız sürekli birbiriyle alakasız binbir düşünce ile meşguldür.

Pürüzsüz bir aydınlığa sahip geniş bir ovada olsa bile insan, kendini çıkmaz bir sokağın sonunda, duvarın dibinde bulur. İşte o sırada sıkıntının bitmesi için gerekli gereksiz bin bir türlü ayrıntıyı yüceleştirilir. Akşamın kızıllığını yada sabahın alacalı bulacalı dansını. Doğanın oyunlarını ona teslim olmakla bastırırken bu an kısa olduğu kadar da acımasız bir zamandır. Bir yenilgidir.
Bahar kahve falıma bakarken bunları neden düşünememiştim. Bilmiyorum.

Kaç gün geçti aradan, bir asır mı? Yoksa daha fazla mı? Yanağından öpüp arkamı dönüp evime doğru yol almıştım. Geriye dönüp bakmak istiyordum, yüzümü çeviremiyordum bir türlü. orda beni beklememişse. Şimdi bunları düşünmenin sırası değil. Hem de hiç.. yürümeliyim, ve bir amacım olmalı.

Ama benim çoğu zaman hiçbir amacım olmamıştır.

Bulutlardan sürüklenmiş birkaç yağmur damlasının yüzüme yapışmasıyla irkildim, içimdeki düşüncelerin çıkmazında boğulmaktan korktum ve atkımın bir ucuyla silmeye çalıştım. Yüzümdeki damlaları sildikçe yenileri ekleniyor, onları sildikçe bir başkası bana hiç sormadan göz ucuma konuyordu. Hızla inen bulutlar, sis içinde yüzen balıkçı barınağındaki sarhoş martılar, üşüyen yapraklar ve kaybolan çimenler, hepsi  eski fotoğraflardaki yüzler gibi anlamsızca beni süzüyordu. Nizamsız Arnavut kaldırımdan asfalt  yola vardığımda, küçük göletlerin ayaklarımı ıslatmasıyla artık savaş vermenin manasızlığı bir oldu. İliklerime kadar ıslanacaktım ama boğulmamalıydım. Kollarımı açtım. Gökyüzüne baktım noktalar dans ediyordu, helezonlar, sağa sola süzülmeler, toprakta son bulacak yolculuklarına göz kırpıyorlardı. Kasabadan bir kişi beni bu halde görse ne düşünür acaba. Merak etmiyor değilim. Kimse beni görmeden yoluma devam etmeliyim. Ve bir amacım olmalı.

Kasabanın kötürüm evleri, belli belirsiz görünen dumanlar ve derenin kenarına dizili sararmış kavak ağaçları, her biri insanlar tarafından yapılmış, yakılmış ve dikilmiş şeyler ama ortada kimsecikler yok. Belli ki, saklanmak için bütün bunlar. kötürümlüğümüzü gizlemek için…

Ana caddeden evlerin bitiminde başlayan ağaçlık alana gelinceye kadar güneş yağmur bulutlarını aralamaya başlamıştı. Son evi de geçince toprak kokusuyla yüzeydeki su birikintilerinin durulması bir oldu.  Çoğu zaman görülmesi pek mümkün olmayan dağlar ne kadarda parlaktı. Yorulmuştum derenin kenarındaki elma ağacının altındaki bir taşa oturdum. Suyun sesi ve kavak ağaçlarının uğultusu beni uykuya çağırdı.

Çocukluğumda hep bu ağacın altına gelir gökyüzüne bakardım, başkaları bulutlara bakarak onları tavşana, tilkiye yada bir file benzetirlerdi, ben ne kadar uğraşsam da  beceremezdim bu oyunu. Gördüğüm sadece parça parça, birbirlerini kovalayan bembeyaz bulutlar ve altındaki kocaman masmavi bir okyanus.  O okyanusta gemiler yüzdürür, onları binlerce metre yukarıdan yönetirdim. Kadırgaları savaştırır, bir yelkenliye rüzgarda yol verirdim. Bu oyun midemin bulanmasına kadar sürerdi. Yükseklik korkum o günlerde başladı. Korktuğum şeyleri sevmeyi daha sonra deneyecektim. Ve daha sonra sevdiklerimden korkar olacaktım.

Gözlerim kapanıyordu. sessizlik her şeyi sıradanlaştırırken yalnız olmadığımı fark ettim. Yanımda usulca oturan birisi daha vardı, insandan çok bir meleğin giysilerine bürünmüş ve çevrede olan biten her şey sanki onun için orada duruyormuş gibiydi. Belki bu yüzden fark etmedim onu. Mantığımı bir kenara bırakırsam o hep oradaymış diye düşünebilirdim. Yıllarımı çürüttüğüm bu elma ağacının altında gizlenmiş, taşlarla, sudaki balıklarla nasıl bir uyum sağlamıştı ki, onu görmemi engellemişti. Şu an yanı başımda saatlerce olduğu yerde duran şu kaplumbağa bir anda suya atlasa irkilirdim. O ise ansızın karşıma çıktığı halde sanki ruhumda tek bir kıpırtı olmadı, bir ara görmezlikten bile geldim. Oysa o oradaydı.

onunla tanışmam bu şekilde olmuştu..


Yorum yaz





Kategoriler

Arşiv

Linkler