gözlerime ne oldu, göremiyormuyum yoksa, hayır, çok az da olsa görüyorum, solum da bir kapı var, önümde bir duvar, duvarın önünde de iki koltuk ve bir masa, gördüklerim bu kadar, bir yerler de ışıkları yakan bir düğme olmalı, biraz daha dikkatli bakmalıyım, kapının kenarında olması lazım Yazının devamı »
Saçlarım uzadıkça tükeniyor birer birer bütün aklar, geride kalan karalar ise “yok” diyor sırası geldikçe. Ellerim beynimle uyuşmuyor, düşürüyorum, ikisinide yok sayıyorum. Kullanılmayan, istenmeyen ve çürümüş bütün artıkları topluyorum üst üste yan yana ve çaprazlama dizip cümleler kuruyorum bittikçe uzaklaşıyorum, bir kelime gittikçe bir kelime daha, sonra dönüyor yankısı yüzümde. Yazının devamı »
Bu köhne eski otel odasından eşyalarımı toplayıp çıkacağım. Tek bildiğim vaktimin azaldığı, fakat gidemiyorum bir türlü. Fazlasıyla dolu olan ve bu yüzden kapanmayan bir bavulum var, o bunu istemiyor. Ne kadar uğraşsam da bana inat hep bir köşesinden, bir kenarından dışarı atıyor eşyalarımı ve ben de ona inat hiçbir şeyden vazgeçemiyorum. Sinir bozucu bir savaş içerisinde alnımdan terler damlıyor. Yazının devamı »
Evimin yolu ne kadar da uzamış. Daha bu sabah geçtim. Demek bir gün içinde yeni yollar üremiş. Binalar da enine genişlemiş sanırım. Eve erken gitmek için hızla yürüyorum ama şu işe bak! İçimde içinden çıkılmaz bir hal; karşı konulmaz bir şekilde karnımdan başlıyor ciğerlerime ve en sonunda boğazıma kadar geliyor. Üstüne üstlük bademciklerimde şişti. Dun son votkayı içmemeliydim. Evet her şey o son votka yüzünden. Yazının devamı »