Eyl 27,06
Saat 08:53: dışarısı mı? çok aydınlık. masanın üstünde bir kedi, yanı başında bir su testisi. alacalı bir örtü birbirlerini kovalıyor. Gördüm, kedinin ayakları mürekkep. testi yere düştü, yuvarlanıyor, yuvarlanıyor… sanırım biletimi kaybettim, kedimin bakışları rahatsız ediyor. tekerlek saydam. otomatik kapılardan oldum olası nefret ettim. sağ taraftaki yol bir yokuşla kesişiyor, kalbimi tutuyorum, bir yılan
Yazının devamı »
Eyl 08,06
sen bir kulp
ben masanda testi
bir at toynağı
kayıp giz
biliyorsun
artık öldürmüyorum
Yazının devamı »
Eyl 07,06
"Bu arada kendinizi ölü sanmanız boşuna, ölü değilsiniz, hala can çekişiyorsunuz, saçlarınız uzuyor, tırnaklarınız uzuyor, bağırsaklarınız boşalıyor, bütün ölü gömücüler ölmüş. Biri perdeleri çekti, belki de siz çektiniz. En küçük bir gürültü duyulmuyor. Nerede şu meşhur sinekler acaba? Evet, artık yadsıyamazsınız bunu, ölen siz değilsiniz, bütün ötekiler. O zaman yerinizden kalkar ve kendisini yaşıyor sanan annenizin evine gidersiniz… S.BECKETT
Yazının devamı »
Ağu 12,06
Sandalyeye oturdu. Ellerini birleştirdi. Odaya girdiğinden beri bakmaya çekindiği Seda’nın yüzüne baktı. Neler olmuştu o yokken. Meraklanıyordu, ama bu merakını giderecek herhangi bir şey de yapmıyordu. İçini bir korku sarmıştı. Sandalyesini odanın ortasına doğru çekti. Yere tahta zemine oturdu, Seda Yusuf’a bakarken “Neden susuyorsun? dedi. Yusuf boğazının düğümlendiğini hissetti. Öksürecek gibi oldu, gözleri kızardı. Yer döşemesinin aralarındaki boşluklara baktı. Tertemizdi. Tek bir toz zerresi bile yoktu. Kırık bir merdiven gördü, güçlükle çıkan birkaç kelimenin arasında. Konuşamıyordu, bir mercan gibi dibe çökmüştü. oysa kurması gereken ne çok cümlesi vardı. Ateşinin yükseldiğini hissetti. Ayağa kalktı odanın içinde isteksizce birkaç adım attı. Seda’nın yanı başına oturdu. Saçlarına dokundu, “Bütün bunlar mesel dedi küçük kıvrımları parmağına dolarken. “Dipsiz ve alabildiğine soğuk, bunları ben istemedim. Seda yüzü tavana yönelmiş hareketsiz yatarken Yusuf gözlerini Yazının devamı »
Ağu 12,06
Kahvenin sessizliğine ayak uydurmuş çevrelerinde olan bitenleri izlemeye başlamışlardı. Renkli vitraylardan süzülen öğle güneşinin keskin ışığı altında bütün taban aydınlanmakta ve kapının dışından bir kısmı görünen denizi sanki içeri taşmaktaydı. tavan kaplamalarının aralarına üşüşen kırlangıçlar, kırlangıçların altında dama oynayan iki ihtiyar, hemen yanlarında kapıya dönük gazeteyi karıştıran ve oturduğu sandalyede sallanıp duran bir akıl hastası. Bütün bunların ve öğle sıcağının içinde, Cemil ve Ali duvarlardaki aynalardan yansıyan alegoriyi ve kuş seslerini konuşmaya yeğlemişlerdi. Oysa konuşacak ne çok şey vardı. Fakat ada yüzünü, tembelliğe ve uyuşukluğa doğru çevirmeye başlamıştı bile. Cemil gözlerini tavana dikmiş kırlangıç yavrularının hiç susmadan cıyaklayan açık ağızlarını annesinin veya babasının Yada bu yavrularla kan bağı olmayan bazı kuşların onların neredeyse
Yazının devamı »