ertuğrul söyler

kavanoz

Günlük Yorum kısmına uç

Sandalyeye oturdu. Ellerini birleştirdi. Odaya girdiğinden beri bakmaya çekindiği Seda’nın yüzüne baktı. Neler olmuştu o yokken. Meraklanıyordu, ama bu merakını giderecek herhangi bir şey de yapmıyordu. İçini bir korku sarmıştı. Sandalyesini odanın ortasına doğru çekti. Yere tahta zemine oturdu, Seda Yusuf’a bakarken “Neden susuyorsun? dedi. Yusuf boğazının düğümlendiğini hissetti. Öksürecek gibi oldu, gözleri kızardı. Yer döşemesinin aralarındaki boşluklara baktı.  Tertemizdi. Tek bir toz zerresi bile yoktu. Kırık bir merdiven gördü, güçlükle çıkan birkaç kelimenin arasında. Konuşamıyordu, bir mercan gibi dibe çökmüştü. oysa kurması gereken ne çok cümlesi vardı. Ateşinin yükseldiğini hissetti. Ayağa kalktı odanın içinde isteksizce birkaç adım attı. Seda’nın yanı başına oturdu. Saçlarına dokundu, “Bütün bunlar mesel dedi küçük kıvrımları parmağına dolarken. “Dipsiz ve alabildiğine soğuk, bunları ben istemedim. Seda yüzü tavana yönelmiş hareketsiz yatarken Yusuf gözlerini yavaşça açılan kapıya çevirdi. “Rüzgâr” dedi kısık bir sesle, biraz duraksadıktan sonra Yusuf’a dönerek devam etti: “Yel değirmenini hatırlıyor musun?” Çekirgelerin ve cırcır böceklerinin eşliğinde taşlık yoldan manastıra gitmek için yola koyuldu. Yol boyunca güneş altında dizili, eğri büğrü zeytin ağaçlarına yaslandı. Tepeye vardığında terden sırılsıklam olmuştu. Gömleğinin kollarında yüzünü sildi. Etraf biraz daha aydınlandı, dinlenmek için değirmenin gölgesine çömeldi. Ayak uçlarında gezinen karıncaları seyre daldı. Toprağın içinden yuvalarından çıkan karınca sürüsü, Yusuf’un solundan sağına doğru yol almakta, çıkan karıncalar kadar bir çoğu da içeri girmekteydi. Yakından bakmak için yere doğru eğildi, çıtırtılar duydu, bir karınca yumuşak ve derinden gelen bir sesle “Yapma, canımı acıtıyorsun” diyordu. Bir diğeri, “Evet, evet” diyordu ve ara ara duyulan iniltiler eşliğinde sesler ritmik bir şekilde hızlanıyordu. Yusuf etrafına bakındı, arkasına doğru döndü, zeytinliklere baktı. Kimsecikler yoktu. sesler kafasının içindeki boşluklarda titredi. Kulağını değirmene dayadı, bir yandan da karıncaları izlemeye devam etti. O an düşüncelerinden sıyrıldığını fark etti. Aklına hiçbir şey gelmiyordu, sanki beynini yıllardır yiyip duran şu kemirgen ıslah olmuştu. Hasan ustanın bahsettiği bulutlar bunlar olsa gerek. Çok geçmeden Yusuf değirmenin yola bakan kısmında bulunan kapının açılmasıyla irkildi, ayağa kalktı, Patriçalı çoban Mehmet’le göz göze geldiler, çoban Yusuf’a gülümsedi, dişlerini gösterdi ve topallaya topallaya kasabaya doğru uzaklaştı. Yusuf biçimsiz bir suratın nasıl gülebileceğine ilişkin bir tarif yapmak için boş gözlerle topallayan çoban Mehmet’e bakarken, kapı tekrar aralandı. İçerideki karanlıkta parıldayan bir çift yeşil göz gördü. Kim kimi izliyordu, yer mi değiştirmiştik? Her ikisi de duraksadı “Neyi bekliyorum” dedi. Ellerini cebine atıp manastıra doğru yola koyuldu. Yol boyunca değirmen ve bir çift yeşil göz aklından hiç gitmedi. …devamı “CUNDA ÖYKÜLERİ” adlı kitaptadır…


3 Yorum yapılmış

  1. cem nalbant
    # 3 Yorum
    Ağustos 24th, 2006 at 10:53

    muhteşem olmuş ertuğrul, uzun süredir görüşememenin verdiği özlemle okudum, uzun zamandır okuduğum en iyi parçalardan biri oldu, ellerine, aklına ve varlığına sağlık..

  2. ertugrul söyler
    # 3 Yorum
    Eylül 6th, 2006 at 23:16

    sağol cem, uzun süredir görüşemiyorduk, vesile oldu, e çok şey oldu benim tarafımda ve çok şey bitti. bitmenin acısı hala derin.
    bir ara görüşelim.

  3. ertuğrul
    # 3 Yorum
    Kasım 27th, 2006 at 21:57

    gercekten cizginizi beğeniyorum başarılarınızın devamı diliyorum herşey çok güzel elinize yüreğinize sağlık

Yorum yaz





Kategoriler

Arşiv

Linkler