ertuğrul söyler

Cezam

Öykü Yorum kısmına uç

Öncesinde, seslerin sustuğunu zannetmemle seslerin susmasından sonra birbiri ardına film kareleri yağmaya başladı üzerime. Tanıdık olmayan simalardan, yitirilmiş ülkelerden, kayıp zamanlardan, renklerin curcunasının içindeki siyahın beyazından, beyazın siyahından, sarmalanmış anlar bütünüydü hepsi ve beni de içeriye aldılar. Kaybolmadın, buradasın dediler ama ben kaybolmuştum ve orada değildim. Sizden değilim demek istedim, ne yazık ki sizden değilim, sizlerden değilim. –izm’leriniz güzel ve umut vaat ediyor ama ben nedense sizden ve –izm’lerinizden değilim. Ben başkasıdır üstelik. Sen başkası olamadın henüz dediler. O seslerin yeniden gelme ihtimali beni endişelendirmeye başlamıştı ki karnımın ortasına daha önce tatmadığım derecede bir acı saplandı ve düşmeye başladım ancak yönümü seçemedim çünkü orada aşağısı yukarısı yoktu, sağı solu yoktu, tırnaklarım yoktu, hayır vardı ama gelişmemişti henüz ve ben onları saplamaya çalıştıkça bir yerlere kayıp gitmeme mani olsunlar diye onlar derimden içeriye sokuldular ve yönlerini tayin ederek o andan bu ana dışarıyı değil içeriye’yi seçtiler. Onlar bile ne tarafa gideceklerini bulmuşlardı. Oysa ben kaymaya, akmaya devam ediyordum ve ‘an’ tekti.. Yakışıksız bir ses bana undenied dedi, bilmeyi istemiyordum dedim. Sonra bütün o hareketsizlik içersinde tek başına belirdi. Cezadan ve cezanı çekmekten bihabersin dediler ve gözlerimin tam içine bırakarak işte Angelica dediler. Onlar böyle söylediler. Ben yalan söyledim. Yalan söylemeyi böyle öğrendim. Angelica geldi ve beni oradan götürdü.

Angelica beni gidilebilecek her yere götürdü, büyüttü-küçülttü. Ben ona gitme diyemeden çoktan gitmişti. Onu arayamadim çünkü aramayı öğretmemişti bana. Tam gitmeyi öğretecekken gitmiş ve beni hiç bilmediğim bir yerde bırakmıştı. Gitmişti. Gitti. Ağladım. Acı o zaman başladı.

Angelica gittikten sonra her şey bitti.

Kaçtım. Kaçmayı kendi başıma öğrendim. Öyle güzel kaçtım ki hem de, geride her şeyi bıraktım.

Sesler, görüntüler, isimler, yanıtlar bütün salaklığımla benim için anlamlarını yitirmişlerdi ve daha önce hiç gelmediğim barınağımdaydım artık ve buraya bir köstebeğin yuvası ya da bir beyefendinin şatosu diyebilecekken o beyaz tüyleri göbeğine ulaşamamış tavşan bütün sorularla beraber cevaplarını da aldı ve bana gerçek kaçmanın nasıl olacağını gösterdi ve bir daha da gözükmedi. Ben gözüküyordum hala çünkü görülüyordum ve zamanında karnıma yerleşmiş o ağrının gençliğimdeki acemi saflığımla çiğnemeden yuttuğum o kötü tohumlardan kaynaklandığı yanılgısı içersindeydim ama bu yanılgılar hiç bitmiyordu ve yeniden başlamalarını bile söylememe izin vermiyorlardı. O keyifli sarhoşluk gelene kadar her gece aynı taburede oturarak onun gelmesini beklemekten başka yapabileceğim hiçbir şeyin kalmaması bana neredeyse o sesleri ve kuzgunu ve kayıp gitmeyi dahi özletecekken ben hep suçu başkasına atmaya meyilliydim çünkü nasıl ödeyeceğimi bilmediğim bir ceza ile hükümlüydüm ve devam etmek seçenekti çünkü o anda ve o andan sonra hep tek seçenek olarak kalacak ve bana konuşmayı ve dinlemeyi ve görmeyi unutturacaktı. Bir daha göremedim, dinleyemedim, konuşamadim.. gözümün önünde hep aynı kare, kulağımda hep o aynı tınılar ve tek söyleyebildiğim: ah Angelica..

Pages: 1 2 3


Yorum yaz





Kategoriler

Arşiv

Linkler